Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) hazırladığı "Türkiye'de Tarım ve Gıda: Gelişmeler, Politikalar, Öneriler" başlıklı raporda, "Türkiye'nin 2001 krizinden sonra uygulamaya koyduğu Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP) neredeyse sonuçları değerlendirilmeden sonlanmak üzeredir" denildi.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Türkiye'de Tarım ve Gıda: Gelişmeler, Politikalar, Öneriler" başlıklı raporunu, İstanbul Ceylan Intercontinental Oteli'nde düzenlediği bir seminer ile kamuoyuna sundu. Seminerin açılış konuşmaları, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker tarafından gerçekleştirildi.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Erol Çakmak ve Prof. Dr. Halis Akder ile Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Haluk Levent ve İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Karaosmanoğlu tarafından hazırlanan rapor, Türkiye'de ve dünyada tarım ve gıda fiyatlarındaki artışın nedenlerini ve son gelişmelerle birlikte bu alanda uygulanabilecek politikaları konu alıyor.
Türkiye'de tarımsal üretimde gözlemlenen düşük büyüme hızının yıllardır aşılamadığı belirtilen raporda, 1968-2006 arasındaki yıllık ortalama tarımsal üretim artışının yüzde 1.3 olduğu hatırlatıldı.
Tarımın dünyada da sorunlu bir sektör olduğu ifade edilen rapora göre, birbirine zarar vermemek için ülkelerin uyguladıkları tarım destekleri uluslararası kurallara bağlandı ve tarım desteklerinin gelecekte nasıl biçimleneceği konusunda Doha müzakerelerinin getireceği yeni kurallar bekleniyor. Fiyatlarda gözlemlenen yükselmenin daha çok talep kaynaklı olduğuna işaret edilen raporda şu ifadelere yer verildi: "Çin ve Hindistan'da artan gelirle tarım ürünlerine olan talep de artmaktadır. Buna Hindistan'daki nüfus artışı eklenebilir. Diğer yandan gıda ve yem olarak kullanılan tahıl ve yağlı tohumlar şimdi biyoyakıt üretimi için de talep edilmektedir. Arz tarafında kalıcı etki, artan petrol fiyatlarından kaynaklanmaktadır. Üstüne olumsuz iklim koşularının istikrarsız arz etkisi eklenmiştir. İstikrarsızlığın, spekülatif beklentilerle arttığı son pirinç örneğinde de görülmüştür. Aslında bunların hiçbiri olmasaydı da, Dünya Ticaret Örgütü'nün destekleme reformu sonuçlandıkça fiyatlarda yükselme olması beklenmekteydi. Bütün bunların sonucunda yükselen ve istikrarsız seyreden tarım fiyatlarının 2016'ya kadar bir miktar düşüş gösterse de eski düzeyinden yüksekte seyredeceği anlaşılmaktadır." "TRUP, BAŞLAMADAN BİTMEK ÜZERE" "Türkiye'nin 2001 krizinden sonra uygulamaya koyduğu Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP) neredeyse sonuçları değerlendirilmeden sonlanmak üzeredir" denilen raporda, yeni arayışların en doğru başlangıcı reform deneyiminin değerlendirmesi üzerinden olması gerektiği de ifade edildi.
Son dönemde sözü edilen yeni tarım politikası arayışlarından havza bazlı tarım politikasıyla ilgili açıklamaların da yer aldığı raporda, "Havza bazında, tarımla ilişkili kırsal gelişme politikası olur, tek başına tarım politikası olmaz. Bu çerçevede, önümüzdeki yıllarda, kırsal gelişme politikasına önemli pay ayrılması savunulabilir. Böylece, kırsal politika ile bir yandan AB'ye uyum sağlanırken, diğer yandan işletmelerin yapısal sorunlarının hafifletilmesi yoluyla, tarım politikasını tamamlayacak yararlar da sağlanabilir. Öte yandan bir havzanın ürün desenine bakarak, oradaki zaten en başarılı ürünü (ürünleri) esas alan bir destek politikası düzenlemek o bölgeye yeni bir şey kazandırmaz. Ancak bu tür bir havza politikasının 'alternatif ürün' politikası ile tamamlanması gerektirir. Alternatif ürün projesinin hatalarının, eksikliklerinin giderilip sürdürülmesi yeniden düşünülmelidir" uyarılarına da yer verildi.
Birçok kuruluş tarafından benimsenmeyen doğrudan gelir desteğinin (DGD), içinde bulunulan yüksek fiyat ortamında da en uygun destek aracı olarak görüldüğü ifade edilen açıklamada, fiyatların bu kadar yükseldiği bir ortamda, fiyatların daha da yukarı tırmanmasına yol açacak bir desteğin sakıncalı olacağının açık olduğu belirtildi. Rapora göre, DGD, bazıları tarafından iddia edildiğinin aksine, Türkiye'ye uygulaması AB'ye, daha doğrusu üye olan son 12 ülke için örnek oldu. Raporda, DGD'den vazgeçilmesinin AB'ye uyum açısından da açıklanması oldukça güç, çelişkili bir tercih olacağı vurgulandı.
Türkiye'de tarım politikalarında sık sık içine düşülen bir yanlışlığın da "korumacılıkla" "kendine yeterlilik" politikalarının birbirine karıştırılması olduğu ifade edilen açıklamada, uzun süren korumacılığın tarımsal gelişmeye olumlu katkı yapmadığı gibi, herkese yük olduğu ve dar gelirlilerin özellikle küçük yaştakilerin sağlıklı beslenmesine zarar verdiği iddia edildi.
Yıllardır süren kırmızı et ithalatı yasağının Türkiye'de hayvancılığın sorunlarını çözemediğine de işaret edilen raporda, "Hatta zaten hayvansal protein açısından eksiği olduğu bilinen toplumun sağlılığına olumsuz etki yapmıştır. Hem Dünya Ticaret Örgütü üyesi olan, hem AB'yi hedeflemiş bir ülkenin dış ticaret koruma yöntemleriyle kendine yeterli olmaya çalışması gerçekçi değildir. Teknik ilerleme, araştırma geliştirme, toplumu bilinçlendirme, kendine yeterli olabilmenin daha doğru ve kalıcı araçlarıdır.
Kendine yeterli olma hedefi yerine benimsenebilecek uzmanlaşma, bir ürünün dünyada en iyisini üretebilmek, en iyi işleyebilmek gibi hedefler, Türkiye'nin küreselleşen dünyada ya da AB'de daha güçlü bir yer almasını kolaylaştırabilir" denildi.
"TÜRKİYE VE DÜNYA FİYATLARI MAKASI AÇILIYOR" "2016 yılına doğru, şeker dışında, tahıl, yağlı tohum, et ve süt dyinden yüksekte seyredeceği anlaşılmaktadır."ürünlerinin dünya fiyatları, yakın geçmişteki zirvelerin altına inmesine rağmen, 2000'lerin başına göre daha yüksek düzeyde seyretmesi beklenmektedir" uyarısına yer verilen raporda, bu ürünlerin, global ithalatla ölçülen, dünya ticaretinin istisnasız artacağı belirtildi.
Şeker sektöründe özelleştirmenin ötelenmesine rağmen, kamunun üretim ve kota payının düştüğü ifade edilen raporda, bu gelişmeye rağmen, Türkiye'de şekerin perakende ve toptan fiyatlarının dünyada en yüksek on ülke arasında yer aldığı hatırlatılarak, "Türkiye ve dünya fiyatları makası zaman geçtikçe açılmaktadır. On yıl önce dünya fiyatının iki misli düzeyinde seyreden yurtiçi fiyatlar dört misline ulaşmak üzeredir. Şeker kotalarının satış miktarı yerine kuru madde bazında üretim miktarı üzerinden belirlenmesi ve ithalatta uygulanan gümrük vergilerinde ürünlerarası tutarlı yaklaşım, kayıtdışı ticareti azaltacağı gibi, en azından yurtiçinde etkili rekabet ortamı yaratacaktır" denildi.
Türkiye'de son yıllarda yavaş da olsa büyükbaş hayvancılıkta yaşanan yapısal dönüşüme işaret edilen açıklamada, özellikle büyük çiftliklerin (100 ve üst büyük baş) ve buna bağlı olarak kültür ırklarının toplam hayvan varlığı içindeki ağırlığının arttığı ifade edildi. Raporda, damızlık belgeli hayvan darboğazının yapısal dönüşümün hızını yavaşlatan bir engel oluşturduğu da belirtildi.
Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi: "Türkiye'de süt üretimi son çeyrek yüzyılda yüzde 25 artmıştır. Bu artış büyük ölçüde kültür ırkın sayısında ve hayvan başına verimde artışla sağlanmıştır. Kırmızı et üretimindeki artış sınırlı düzeyde gerçekleşmiştir. Hayvansal protein tüketimi açısından kanatlı sektörü kurtarıcı rol oynamıştır. Tavukçuluk sektöründe gerek yumurta gerekse piliç eti üretiminde gelinen seviye, gelişmiş addedilen ülkelerde geri değildir. Hayvancılık ve ürünlerinde en önemli yapısal sorunlardan biri fiyat oluşumunda ortaya çıkmaktadır. Hammadde ve sınai üretiminde girdi fiyatlarında görülen dalgalanmalar, üretim ve verimlilik üzerinde olumsuz etkide bulunmaktadır." "Türkiye, yükselen gıda fiyatlarından ötürü enflasyon artışı gibi çeşitli bedeller ödemekteyse de tarım politikası açısından bu durum bir fırsat olarak değerlendirebilir" denilen açıklamada, dünya ve Türkiye arasındaki fiyat farklarının büyük ölçüde azaldığına işaret edilerek, Türkiye'nin dünya fiyatlarındaki gelişmeleri takip ederek, dünya ve kendi piyasaları arasında oluşabilecek fiyat farkını en azından AB ve dünya arasındaki fark düzeyinde tutabilmesi gerektiği ifade edildi.
Küresel tarım ve gıda ticaret hacminin genişlediği ve gıda sisteminin nitelik değiştirdiği belirtilen açıklamada, "Gıda sistemi, tarıma girdi sağlayan sektörlerden başlayarak; tarım, gıda sanayii, iç ve dış ticaretle devam eden ve tüketicilerde sonlanan bir bütündür. Gıda sisteminin etkin çalışabilmesi için, iç ve dış faktörleri dikkate alarak rekabetçi bir ortamın sağlanması, bunun için de, istikrarlı i"20şleyen bir piyasa mekanizmasının mevcudiyetine ihtiyaç vardır. Bu mekanizmanın çalışabilmesi için, hükümetlerin bilgi üretim ve dağıtım kanallarını yaratarak işler hale getirilmesi de gerekmektedir" denildi.
Türkiye'de geleceğe bakılırken üzerinde en fazla hemfikir olunan hedefin rekabetçi bir tarım sektörünün oluşturulması olduğu belirtilen açıklamada, hedeflere yaklaşmak üzere değişiklik önceliklerinin belirlenmesinin önemine işaret edildi.
Önceliklerin başında tarımda kurumsal altyapı geldiği belirtilen açıklamada, "Kurumsal altyapının başlıca unsurlarını mülkiyet hakkı, tarımsal finans, tarımsal araştırma ve yayım, bilgi sistemi oluşturmaktadır. Mülkiyet hakkından kastedilen toprağın sahibinin belli olmasıdır. Toprak piyasasının gelişmesi tarım politikalarındaki istikrar ve krediye ulaşabilmekle yakından ilgilidir. Krediye ulaşım, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, tarımsal üretim etkinliğini düşüren unsurların başında gelmektedir" ifadelerine yer verildi.
"Türkiye'de çiftçiden başlayıp, yayımla devam eden ve Ar-Ge kuruluşlarında sonlanan zincir çalışmamaktadır" denilen açıklamada, işleyen Ar-Ge sisteminin hem veriye ihtiyaç duyduğu hem de veri üretimine yardımcı olduğu ifade edilerek, "Kuru koşullarda tarım araştırmalarıyla beraber, sulama yatırımları, suyun yönetimi ve fiyatlaması önceliklerin arasında yer almalıdır" denildi.
(CY-ÖK-E)