BUGÜNE KADAR HİÇBİR TİCARİ FİLMDE ROL ALMAYAN ZUHAL OLCAY, 'HALK NEDEN SANAT FİLMLERİNİ SIKICI BULUYOR?' SORUSUNA KESKİN BİR YANIT VERDİ: ÇÜNKÜ İNSANLAR BU KADAR DERİN DÜŞÜNMÜYORLAR. ÇÜNKÜ İNSANLARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SIĞ! ONLAR ÖYLELER, NE YAPABİLİRİZ.....
Nuri Bilge Ceylan Cannes Film Festivali'nde 'En İyi Yönetmen Ödülü'nü aldı ve 'Bu ödülü benim yalnız ve güzel ülkem Türkiye'ye ithaf ediyorum' dedi. Hepimiz duygulandık. Hatta Nuri Bilge'nin filmlerini 'sıkıcı' bulanlar bile mutlu oldu.
'Ödüllü filmler sıkıcıdır' dedi. Hepimiz duraladık, şaşaladık. Nasıl olur da meslekte 32. yılını doldurmuş ve bugüne kadar popüler filmlerde rol almamış, 'sanat' filmlerinden bildiğimiz, bol ödüllü bir oyuncu böyle bir laf eder diye çeliştik... Geçen süre zarfında; Zuhal Olcay'la şu konuyu aydınlatalım diye birkaç kez sözleştik ve nihayet programlar uyduruldu, geçen çarşamba yüz yüze gelebildik. Zuhal Olcay konuya ilişkin 'Çok rica ediyorum bunu düzeltelim' diyerek başladı işin doğrusunu anlatmaya:
'Benim resmi sitem zuhalolcay. com temmuz sonunda açılacak. O laflar, 'mevzuhal.com' sitesinden alınmış. O benim fan sitem. Orada da bu düzeltmeyi yaptım. Sitenin kurucusu olan iki genç arkadaşımın arasındaki konuşmaymış o... İşin acı tarafı onlar da onu anlatmak istememişler. Bakın; ben sanat filmleri denen şeyin gerçek bir hayranıyım. Şehvetle seyrediyorum. Ama ben ticari sinemanın da karşısında değilim, iyisi yapıldığında onu da izliyorum. O kadar ödülüm var, böyle bir şey diyebilir miyim... Benim filmlerim sıkıcı gibi bir şeye geliyor o laf. İnsan kendi kendini inkar edebilir mi?'
Bilindiği üzere bugüne kadar hiç gişe filminde görünmemiş bir oyuncu Zuhal Olcay. Teklif gelmiyor mu, elbette geliyor. Mesela hatırlar mısınız, geçen yıl Hülya Avşar'ın rol aldığı 'Bir İhtimal Daha Var' filmi çekilmişti. Zuhal Olcay bu teklif kendisine geldiğinde, 'hayır' demiş. 'Neden?' diye sorunca genel bir yanıt veriyor ünlü oyuncu:
'Bir oyuncu olarak senaryoya ve role bakıyorum; benim iştahımı kabartmıyorsa, 'ben bu rolde bir şey yapamam' diyorsam o filmde oynamam! İyi bir film olsa da, rolü beğenmezsem oynamam. Çünkü ben oyuncuyum! Hissetmiyor, anlamıyorsam olmaz! Tabii yönetmene o kadar güveniyorsundur ki, o kadar iyi bir yönetmendir ki, o zaman gidersin.' 'Dolayısıyla da gişe filmi geldiğinde...' dememe kalmıyor, Olcay hemen cevabı veriyor: 'Niye oynamayayım, oynarım tabii, çok da memnun olurum yani...' Buradan yapımcı ve yönetmenlere duyurulur... Ama nihayetinde 'sıkıcı' tabir edilen filmlerin bol ödüllü bir oyuncusu olunca, Zuhal Olcay'a da soruyorum: Peki halk neden bu filmlere sıkıcı gözüyle bakıyor? 'Aslında bu, sadece bizim halkımıza yönelik bir şey değil. Dünyada da sanat sineması denen şeyin alıcısı her zaman kısıtlı. Neden yapılıyor o zaman? Kime yapılıyor? Bizzat kendisi için. Sanat neden var? Dünyayı anlamlı kılmak için. Sanata neden ihtiyaç duyuyoruz? Dünyayı anlamak için. 'Neden yaşıyoruz, neden bu dünyaya geldik, amacımız ne, bu dünyadaki varlığımız ne, ne yapmalıyız, hayatı nasıl anlamlı kılabiliriz' gibi soruları sanatçılar soruyorlar, felsefe de böyle çıkıyor. İyi ki bunları yapıyor sanatçılar ve biz hayatı anlamlandırıyoruz. İyi bir film seyrettiğin zaman, iyi bir müzik dinlediğin zaman zenginleştiğini ve hayatı anlamlandırmaya çalıştığını görüyorsun. Ama o 'popüler şeyler' anlık şeyler.'
'İyi de sanat filmleri geniş tabana yayılamadıktan sonra ne anlamı kalıyor?' diyorum. Ama Olcay'ın verdiği yanıt çok keskin oluyor:
'İnsanlar çünkü bu kadar çok derin düşünmüyorlar. İnsanların büyük çoğunluğu sığ! Onlar öyleler, ne yapabiliriz... Bazı insanlar da daha çok hayatı hissediyor, daha çok düşünüyor, daha çok hayatı sorguluyorlar. Ama bu oran, biraz geri kalmış ülkelerde daha fazla. Çünkü onların yaşamla somut olarak problemleri var. Nedir? Sağlık problemi, karnını doyurma problemi, eğitim problemi, ısınma problemi gibi nefes almak için epey problemleri var. Üst düzey duyguları sorgulamak ve düşünmek için insanın temel ihtiyaçlarının giderilebilir olması lazım. Şimdi böyle sorunları varken sanata ihtiyaç duymuyorlar. Sanatı ihtiyaç haline getirmek de ancak eğitimle olabilecek bir şey. Sanat insana kendini ve hayatı sorgulatıyor. Bazı kültür politikaları, insanın kendine sorular sormasını istemiyor, çünkü soru sormayan insanı çok kolay yönetirsin. Düşünen, duyan okuyan bir insanın bunları düşünmemesini benim aklım almıyor...' Peki ya son günlerdeki gelişmeler, ne düşünüyor, korkuyor mu, yaşayamayacağını anlarsa o da buralardan gider mi? 'Dehşetle izliyorum. Şaşkınlıkla izliyorum. Ne olduğunu anlamış değilim. Korkunç. Korkutucu. Bilmiyorum. Bilemiyorum. Gerçekten...'
Kendisiyle ilgili yapılan 'boşandıktan sonra başarıları hız kazanıyor' tahlilini 'Çok yanlış bir teşhis değil aslında çünkü insan boşanınca özel hayatındaki bir şey hayatının içinden lak diye kalkıyor' diye değerlendiriyor. Ama eklemeden edemiyor: 'Aslında boşandığınız an magazinsel bir meta haline geliyorsunuz ya ister istemez, insanlar daha çok iş gördüğünü, iş yaptığını zannediyor...' Bunun üzerine 'Magazinel değildiniz ya elbette magazin konusu...' dememe kalmıyor araya giriyor Olcay: 'Bu konudan konuşmayalım. Dört sene sonra hala evliliğimin analizini yapmak istemiyorum! Şu adamdan artık söz etmeyelim ne olur!..' Buradan herkese duyurulur...
Sabah