HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu, TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısına katılmama kararlarının "Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı
Kemal Derviş'in katılımına indirgenmesini ve Hükümet bağlantılı bazı senaryolar kurgulanmasını" hayret ve üzüntüyle karşıladığını belirtti. Uslu, "Tavrımız ne boykot ne yandaşlık, sadece sivil toplumun toplumsal güvenilirliğinin muhafaza edilmesidir. Parlamentonun dışlanmasına karşı ilkesel ve demokratik bir duyarlılıktır" dedi.
HAK-İŞ Genel Başkanı Uslu, yaptığı yazılı açıklamada, TÜSİAD'ın YİK toplantısına katılmama nedenlerini, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ'a yazdıkları mektupla açıkladıklarını hatırlatarak, "Hal böyleyken, katılmama kararımızın, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş'in katılımına indirgenmesini, Hükümet bağlantılı bazı senaryolar kurgulanmasını ve sermaye-emek çelişkisiyle izah edilmesini hayret ve üzüntüyle karşıladık. Oysa bizim tavrımız ne boykot ne yandaşlık sadece sivil toplumun toplumsal güvenilirliğinin muhafaza edilmesidir. Parlamentonun dışlanmasına karşı ilkesel ve demokratik bir duyarlılıktır" dedi.
-"ANAYASA KONVANSİYONU FİKRİNİN ARKASINDAKİ SÜRECİ KONTROL ETME HEVESİNE KARŞIYIZ"
TÜSİAD'ın YİK toplantısında gündeme gelen Konvansiyon fikrinin, en temel itiraz noktalarını oluşturduğunu ifade eden Uslu, "HAK-İŞ olarak, Anayasa Konvansiyonu kurulması fikrinin arka planındaki süreci kontrol etme, sistem ve anayasa mühendisliği heves ve düşüncesine karşıyız" dedi. TÜSİAD tarafından kendilerine gönderilen "Anayasa Konvansiyonu Nedir, Neden Gereklidir?" başlıklı belgede Konvansiyon konusunda bilgi verilirken, ABD Anayasasını oluşturan kurul olan "Philadelphia (Federal) Convention" ve AB Anayasasını hazırlayan "European Convention"ın örnek olarak gösterildiğini belirten Uslu şunları kaydetti:
"HAK-İŞ, aktif katılımcısı olarak AB Konvansiyonunun felsefesi, işleyişi ve etkinliğini yakından bilmektedir. Öncelikle şu bilinmeli ki Türkiye ile bu ülkelerin koşulları birbirinden son derece farklıdır. Amerika'da Konvansiyon, farklı eyaletlerden (states) oluşturulan Birleşik Devletin, Avrupa Birliği sürecinde ise farklı ülkelerden oluşan bir Birliğin temellerini oluşturmak için çalışmıştır. ABD ve AB Konvansiyonları var olan bir devlete Anayasa hazırlamamış, hem Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği kurulmuş hem de Anayasa ile taçlandırılmıştır. ABD'nin kuruluş ve AB'nin oluşum sürecinin aksine Türkiye'de yeni bir oluşumdan söz etmek mümkün değildir. Zaten Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık bir asırlık tarihinde nasıl yaptığı tartışmaya açık olmakla birlikte dört tane Anayasa yapmış ve uygulamıştır. Dolayısıyla ABD ve AB'deki Konvansiyon örneklerinin birebir Türkiye'de uygulanması doğru bir yöntem olmaz."
-"MECLİSİN YASAMA YETKİSİNİN ELİNDEN ALINARAK BAŞKA BİR GÜCE VERİLMESİ ANLAMINA GELİR"
Türkiye'de henüz bir yılını bile doldurmamış genç ve dinamik bir Parlamento görevdeyken, Parlamentoyu dışlayarak, Parlamentonun demokratik meşruiyetini tartışmaya açacak bir şekilde yeni bir Anayasa Konvansiyonu, kurucu bir Meclis oluşturma fikrinin demokratik bir yöntem olmadığını vurgulayan Uslu açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
"Bu durun meclisin yasama yetkisinin elinden alınarak başka bir güce verilmesi anlamına gelmektedir. Başka bir deyimle milletin yetki verdiklerinin beğenilmeyerek, anayasa yapma yetkisinin elinden alınması, bir kenara itilmesi ve demokratik temsil yetkisi olmayan Parlamento dışı kurumlara yetki verilmesi demektir. Bu ise Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık bir asırlık var oluş ve demokratik birikimini yok saymak anlamına gelir.
Bununla birlikte sivil toplum örgütlerinin temel sorunlara ilişkin görüş ve öneri getirmesi demokratik refleksler açısından son derece saygıdeğer yaklaşımlardır. Elbette toplumun sivil ve demokratik bir anayasa ihtiyacı vardır ve önceliklerinin başında gelmektedir. TÜSİAD'ın önerisi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Konu etki tepki meselesi değil, doğruyu bulma meselesidir. Ancak HAK-İŞ ve TÜSİAD'ın da dahil olduğu birçok STÖ tarafından oluşturulan platformlar yeni bir Anayasa konusunda ortak çalışma yapmışlar ve halen benzer çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çabalara hız ve güç kazandırmak ve çalışmaları bir an önce sonuçlandırmak sivil toplum örgütlerinin en temel talebi olmalıdır. Biz sivil toplum örgütleri olarak birbiriyle çelişir görüntüler vermemek, toplumdaki Anayasa heyecanını artırmak ve güvenilirliğimizi korumak ve her koşulda demokrasiyi sahiplenmek zorundayız." (ANKA)
(AS/ZG)