Ankara: "Almanak 2005 Türkiye" Tanıtım Toplantısı
Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Hansjörg Kretschmer, Türkiye'de Güvenliği Sunan Kurumların Sivil Otoriteye Hesap Vermediğini ve Yasalara Uymadığını Belirterek, "Bu Anlamda Şemdinli Olayları Buzdağının Görünen Yüzü. AB Sürecinde Güvenlik Tamamen Sivil Kuruluşlar Tarafından Yapılmalı ve Demokratik Olmalı" Dedi.
Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Hansjörg Kretschmer, Türkiye'de güvenliği sunan kurumların sivil otoriteye hesap vermediğini ve yasalara uymadığını belirterek, "Bu anlamda Şemdinli olayları buzdağının görünen yüzü. AB sürecinde güvenlik tamamen sivil kuruluşlar tarafından yapılmalı ve demokratik olmalı" dedi.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ALMANAK: Türkiye Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim" konulu kitabının tanıtım toplantısını yaptı. Dedeman Otel'de gerçekleşen toplantıya, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Hansjörg Kretschmer'ın yanı sıra TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Tevfik Ziyaeddin AKbulut ve çok sayıda davetli katıldı.Cenevre'deki Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Denetim Merkezi (DCAF) ile ortak hazırlanan kitapta sadece devlet değil yalnızca insan için güvenlik vurgusu benimseniyor.
Toplantıda bir konuşma yapan Kretschmer, sivil gözetim konusu ve TSK'nın sivil kontrolünün Türkiye ve Türkiye'nin AB ilişkilerinin temel konusunu oluşturduğunu söyledi. İç ve dış güvenliğin her ülke için önemli olduğunu bunun devletin gücünü ve oluşumunun göstergesi olduğunu belirten Kretschmer, devletin vatandaşlara güvenlik sunmaması durumunda istikrasızlık oluşacağını ancak demokratik ülkelerde güvenliğin demokratik yollarla yapılacağına dikkat çekti. Kretschmer, güvenliği sunan kurumların vatandaşlara hesap vermekle yükümlü olmasının anahtar konu olduğunun altını çizerek, "Türkiye'nin bu anlamda mükemmel olduğunu söyleyemeyiz" dedi. TSK'nın hesap verme yükümlülükleri açısından üzerine düşenleri yerine getirmediğini, demokratik olarak sivil kuruluşlarının isteklerini yerine getirmesi gerektiğini belirten Kretschmer, TSK'nın kendisini Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olarak tanımladığını ve ulusal güvenlik, eğitim, dini eğitim, kültür ve sosyal alanda askerin kendisini sorumlu hissettiğini ifade etti. Bunun vatandaş üzerinde ciddi bir etki yaptığını vurgulayan Kretschmer, kendisinden başka potansiyel güç olmadığı için TSK'nın bu gücü kullanma yetkisini kendisinde meşru gördüğünü ifade etti. TSK'nın bu yapısı ile demokratik bir kurum olmadığını ifade eden Kretschmer, ancak bu alanda kurumsal yapıdaki zayıflığın bir sivil kaosa neden olabileceğini söyledi. Kretschmer konuşmasına şöyle devam etti:
"Türkiye'de insanlar politik güçlere inanıyorlar ama Türkiye'de var olan koşulların demokratik prensiplerle ilerlemeyecek kadar olgunlaşamayacağını düşünüyorlar. Bunun aksini gösterecek kurumlara ihtiyaç var."
"TÜRKİYE MÜSLÜMAN BİR ÜLKE OLARAK DOĞU-BATI SENTEZİNİ YAPABİLECEK Mİ?"
Kretschmer, demokratik süreçte TBMM'ye büyük görev düştüğünü ve kaybettiği saygınlığı yeniden kazanmasının önemine değinerek, Türkiye'de Şemdinli olaylarının buzdağının görünen yüzü olduğunu ve bunun yanında Emekli bir generalin açıklamalarının çok büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Güvenlik elemanlarının sivil kontrole ve yasalara saygı duymadıklarını söyleyen Kretschmer, bu anlamda istikrarlı sivil kurumlara ihtiyaç olduğunu kaydetti. AB'ye giriş için bunun hayati öneme sahip olduğunu belirten Kretschmer, "Güvenlik tamamen sivil kuruluşlar tarafından yapılmalı ve güvenlik sağlanırken mutlaka demokratik kriterlere bağlı olunmalı. Bu alanda Türkiye'de pek çok reform yapıldı ancak bunlar kağıt üzerinde sürecin sonu değil başlangıcıdır. Bu süreç Türkiye için zor bir süreçtir. Sivil kadrolar kendi içlerinde istikrar kazanırsa yürür. Bu eğitim gerektiriyor" diye konuştu.
Kretschmer Türkiye için büyük sorunlardan birinin de Müslüman bir ülke olarak AB değerlerini tam olarak yerine getirip getirmeyeceği konusu olduğunu belirterek, "Buradaki en önemli sorun, Türkiye Müslüman bir ülke olarak Doğu-Batı sentezini yapabilecek mi? Bu anlamda ALMANAK'ın tartışılmaya açılması önemlidir" dedi.
TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Teyfik Ziyaeddin Akbulut, ülkede tam demokrasinin yaygınlaşması için çalıştıklarını, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarına saygının artık milletlerin meşruluğunun vazgeçilmez temel şartı olduğunu söyledi. AK Parti iktidarı döneminde AB'ye tam üyeliğin dış politikanın temel hedefi olduğuna dikkat çeken Akbulut, bunun için MGK'nın yetkilerinin sınırlandırıldığı ve Genel Sekreterliğine ilk defa sivil birinin atandığını, DGM'nin kaldırıldığını, MGK üyelerinin YÖK ve RTÜK gibi kurumlara üye atama yetkilerine son verildiğini, TSK'nın Sayıştay tarafından denetime tabi tutulduğunu, derneklerin ise Emniyet değil sivil kuruluşlar tarafından denetlenebilir hale getirildiğini hatırlattı. Tüm bunların sivilleşme yolunda adımlar olduğunu belirterek asıl hedeflerinin güvenliğin saydamlaşması ve demokratikleşmesi olduğunu kaydetti.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger ise milletin temsilcisi olarak ilgili konularda "fasulyeden" sayılmak istemediklerini söyleyerek söze başladı. Dülger, demokrasinin artık sadece seçilme, oy kullanma hakkı olmadığını şeffaflık ve hesap verilebilirliği de yanında getirdiğini bunun yanında güvenliğin de daha hassasiyet gerektiğini söyledi. Türkiye'de TSK ve sivil ilişkilerin çarpık olduğunu ifade eden Dülger, savunmanın askeri güvenliğin ise sivillerin işi olduğuna dikkat çekti. Dülger, Türkiye'de 1924 Anayasası'nın dışındaki Anayasaların sivil inisiyatifle değil askeri darbeler sonucu yapıldığını hatırlattı. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni eleştirdi. Söz konusu kırmızı kitabın hül'fdflığın bir sivil kaosa neden olabileceğini sökümeti eylem çerçevesini belirlediğini ve tüm bakanlara imzalatıldığını belirten Dülger, "Bunu MGK hazırlar. Ben milletin vekiliyim nasıl hazırlandığını, kimin hazırladığını bilmem. TSK mutlaka bu konuda söz sahibi olmalıdır" diye konuştu.












