AKP'nin Anayasa Mahkemesi'ne verdiği ön savunmada, eski
YÖK Başkanı Prof. Dr.
Erdoğan Teziç'in bazı sözleri de savunmaya dayanak olarak gösterildi.
Davayla hukuk sisteminin, demokrasinin, ülkenin, milletin ve devletin bütünlüğünün zarar gördüğü iddia edilen ön savunmada, "Hakkımızda düzenlenen bu iddianamedeki hiçbir iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmiyoruz. İddianamenin hukuki ve siyasi anlamda hiçbir meşruiyetinin de olmadığına inanıyoruz. Biz bu iddianamede partimizin değil, partimize gönül veren milletimizin ve onun temel değerlerinin itham edildiğini düşünüyoruz. Bu iddianamenin konusu sadece AK Parti değil, onun üzerinden millet iradesi ve demokratik siyasettir" denildi.
İddianamenin korku ve vehimlerden hareketle geleceğe yönelik spekülatif öngörülere yer veren kurgusal bir metin niteliğinde olduğu belirtilen savunmada, "Muhalif siyasi partilerin iktidarları yıpratmak için bu tür oylara başvurmaları anlaşılabilir. Ancak hukuk sanal değerlendirmelere değil somut gerçekliklere, belge ve bulgulara dayanmak zorundadır" denildi.
- ERDOĞAN TEZİÇ'İN "İKTİDAR PARTİSİ KAPATILAMAZ" SÖZLERİ ALINTILANDI -
Savunmada, AKP iktidarıyla kimi zaman aykırı düşen YÖK eski Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in "bir şeyi unutmamak lazım, parti kapatma sayısı bugüne kadar 10'u aşkın, ama Türkiye'de kapatılan partilere bakarsanız, ya marjinal partilerdir ya da 1982 askeri yönetimindeki (yönetiminden) sıyrılırken Anayasa Mahkemesi'nin önüne gelen davalardır. Bir iktidar partisi için kapatma mekanizmasının işlemesi düşünülemez" sözleri alıntılandı.
- "PARTİLER KAPATILIYORSA BÜROKRATİK REJİM VARDIR" -
Demokratik bir sistemi diğer rejimlerden ayıran temel özelliğin iktidarın seçimle el değiştirmesi olduğu kaydedilirken, "Bir ülkede iktidarlar seçim dışındaki yollarla değişiyor, temel siyasi kararlar demokratik temsil meşruluğuna sahip olmayanlar tarafından alınıyor ya da bunlar tarafından seçilmişlere dayatılıyorsa, o ülkede seçimler düzenli olarak yapılıyor olsa bile, demokrasiden değil, ancak bir bürokratik rejimden söz edilebilir" denildi.
-"EN İRONİK DAVA" -
Savunmada yer alan diğer bazı ifadelerde şöyle:
"-Diğer yandan bu dava tüm zamanların en ironik davasıdır. Kuruluşundan itibaren gece gündüz çalışarak Türkiye'yi AB'nin tam üyesi yapmak için uğraşan, ülkeyi demokratik ve laik bir Avrupa'nın parçası haline getirmek için tüm adımları atan ve atmakta olan bir siyasi hareketi "laiklik aleyhine fiillerin odağı' olmakla suçlamak akla, mantığa ve gerçeğe aykırıdır.
-Tarihe ve gelecek nesillere şu notu düşmek istiyoruz: Tarih ve ona şahitlik eden milletimiz ülkemizin çağdaş uygarlık mücadelesini engelleyenleri affetmeyecektir.
-Türkiye'de açıklanması ifade örgütlüğü kapsamında bulunan ve daha da önemlisi farklı siyasi partilerin de açıkça benimsediği ve ifade ettiği görüşlerin delil olarak sunulması kabul edilemez. Herkesin her ortamda söyleyebildiği sözler aleyhe bir delil olarak kullanılamaz.
-Yargı kurumları hiçbir zaman siyasi muhalefetin aracı olarak kullanılamaz, kullanılmamalıdır. Aksi taktirde, siyasi görüşler karşısında tarafsız olması gereken yargının siyasallaşması sürecine girilecektir. Bu da hukuk devleti ve demokrasinin altını oyacak bir tehlikeyi beraberinde getirecektir.
-Siyasi muhalefet görevinin açık ya da örtülü şekilde yargı tarafından üstlenildiği, yargının siyasete müdahale ettiği ve siyaseten alınması gereken kararları almaya başladığı ülkelerde demokrasi büyük bir tehdit altındadır. Siyasetin yargısallaşması olarak bilinen bu durum, demokratik rejimi "hakimler yönetimi' anlamına gelen jüristokratik bir rejime dönüştürecektir. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dahil, tüm yargı kurumlarının demokratik bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimize "hakimler yönetimi' görüntüsü verecek her türlü girişimden kaçınması gerekmektedir."
-TÜRBAN -
Türbanın serbest bırakılması, imam hatiplerin sayısının artırılması ve katsayı sisteminin kaldırılmasının iddianamede "İslam için pozitif ayrımcılıktır" şeklinde nitelendiğini belirten AKP, savunmasında, "Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbestisi ile üniversiteye girişteki fırsat eşitliği, bu kişilere tanınacak bir imtiyaz niteliğinde değildir. Aksine, söz konusu serbestliği ve katsayı eşitliğini sağlamaya yönelik politikalar, bu kişilerin ellerinden alınmış hak ve hürriyetlerin kullanımını sağlamayı amaçlamaktadır" dedi.
-"ANAYASA TASLAĞINA SON ŞEKLİ VERİLMEDİ"-
AKP'ye isnat edilen "Siyasal İslam projesi" ile Anayasa çalışmaları arasında bağ kurulmasının tümüyle dayanaksız olduğu belirtilen savunmada, "Bazı akademisyenler tarafından hazırlanan, ancAK Partimizce son şekli verilmeyen söz konusu anayasa taslağından laiklik ilkesinin mevcut Anayasaya göre daha da güçlendirildiği herkesçe bilinmektedir" denildi. Savunmada, "köktendinci, karşı devrimci, siyasal İslam, ılımlı İslam, aydınlanma felsefesi, küreselleşmenin merkez güçleri, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)" gibi teorik siyasi tartışmalarda kullanılabilecek kavramların bir iddianamede yer almasının, bu davanın hukuki değil, siyasi mülahazalarla açıldığı yönündeki kuşkuları beslediği iddia edildi. (ANKA)
(EKİP)