Leyl Suresi okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Leyl Suresi oku ve dinle! Leyl Suresi okunuşu

Leyl Suresi okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Leyl Suresi oku ve dinle! Leyl Suresi okunuşu
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Leyl Suresi Kur'an-ı Kerim'in 92. suresidir. Leyl, "gece" anlamına gelmektedir. Leyl Suresi'nin okunuşu ve yazılışı merak ediliyor. Peki Leyl Suresi okunuşu nasıldır? Leyl Suresi Arapça yazılışı nasıldır? Leyl Suresi Türkçe meali ve nuzülü hakkında bilgiler sizlerle. Leyl Suresi okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Leyl Suresi oku ve dinle! Leyl Suresi okunuşu

Leyl Suresini okuyabilir ve faziletlerine nail olabilirsiniz. Leyl suresinin Tefsirine, Mealine, Arapça ve Türkçe okunuşuna, Türkçe anlamına yazımızdan bakabilirsiniz. Peki, Leyl Suresi okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Leyl Suresi oku ve dinle! Leyl Suresi okunuşu nedir? İşte detaylar haberimizde...

LEYL SURESİ HAKKINDA BİLGİLER

Leyl Suresi Kur'an-ı Kerim'in 92.suresidir. Mekke döneminde inmiştir. 21 âyettir. Leyl, gece demektir.

LEYL SURESİ NUZÜL

Mushaftaki sıralamada doksan ikinci, iniş sırasına göre dokuzuncu sûredir. A'lâ sûresinden sonra, Fecr sûresinden önce Mekke'de inmiştir.

LEYL SURESİ KONUSU

Sûrede insanoğlunun iki zıt huyundan, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir; imanla cömertlik ve imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.

LEYL SURESİ ARAPÇASI

Leyl Suresi okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Leyl Suresi oku ve dinle! Leyl Suresi okunuşu

LEYL SURESİ OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim

1- Velleyli iza yağşa.

2- Vennehari iza tecella.

3- Ve ma halekazzekere vel'ünsa.

4- İnne sa'yeküm leşetta.

5- Feemma men a'ta vetteka.

6- Ve saddeka bilhusna.

7- Fesenüyessirühu lilyüsra.

8- Ve emma men bahıle vestağna.

9- Ve kezzebe bilhusna.

10- Fesenüyessirühu lil'usra.

11- Ve ma yuğniy 'anhü malühu iza teredda.

12- İnne 'aleyna lelhüda.

13- Ve inne lena lel'ahırete vel'ula.

14- Feenzertüküm naren telezza.

15- La yaslaha illel'eşka

16- Elleziy kezzebe ve tevella.

17- Ve seyücennebühel'etka.

18- Elleziy yü'tiy malehu yetezekka.

19- Ve ma liehadin 'ındehu min nı'metin tücza.

20- İllebtiğae vechi rabbihil'a'la.

21- Ve lesevfe yerda.

LEYL SURESİ TÜRKÇE MEALİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun, (1) Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun, (2) Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki, (3) Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir. (4) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz. (5-7) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa biz de onu en zor olana kolayca iletiriz. (8-10) Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez. (11) Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir. (12) Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir. (13) Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım. (14) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer. (15-16) Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır. (17-18) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz.(Yaptığı iyiliği) Ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar). (19-20) Elbette kendisi de hoşnut olacaktır. (21)

LEYL SURESİ SESLİ DİNLE

Leyl Suresini sesli şekilde dinleyebilir ve ardından tekrar ederek sesli şekilde okuyabilirsiniz. Leyl Suresi'ni Dİyanet'ten sesli şekilde dinleyebilirsiniz.

LEYL SURESİNİ SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

LEYL SURESİ TEFSİRİ

Bu yeminler, üzerine yemin edilen varlıkların değerini, onları yaratan gücün büyüklüğünü göstermekte; ayrıca gelecek konunun önemine dikkat çekmektedir. Allah Teâlâ, 3. âyetteki yeminle ilim ve kudretinin sonsuzluğuna ve sanatının üstünlüğüne işaret etmiştir. Zira aynı maddeden yaratılmış olan erkek ve dişi arasındaki cinsiyet farkının şuursuz tabiat tarafından bir tesadüf eseri olarak meydana getirilmesi ihtimal dışıdır. 4. âyette, insanların çabalarının, yaptıkları işlerin türleri, nitelikleri ve amaçları bakımından başka başka olduğu belirtilerek sonucu etkileyecek asıl farklılığın cinsiyete değil davranışların mahiyetine bağlı olduğu ima edilmiş; sonraki âyetlerde ise bu çeşitli işlerin yararlı ve zararlı olanları tanıtılmıştır.

Bu sûrenin indiği Mekke'de insanlar arasında büyük bir gelir farkı bulunuyor; varlıklı putperest Araplar yoksullar karşısında inanılmaz derecede bencil, duyarsız, umursamaz davranıyor; hatta dönemin canlı şahidi olan Kur'ân-ı Kerîm'in bildirdiğine göre zengin putperestler, "Dilese Allah'ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz!" diyecek kadar küstahlaşıyor (bk. Yâsîn 36/47), birbirlerine cimriliği öğütleyecek kadar insafsızlıkta ileri gidiyorlardı (bk. Nisâ 4/37; Hadîd 57/24). Bu sebeple Mekke döneminde inen âyetlerin Allah'ın birliği inancının yerleştirilmesinden sonra en büyük hedefi insanların kalplerini yoksul ve himayesizlere karşı bencillik, sevgisizlik ve cimrilikten arındırmak; dertlerin de nimetlerin de paylaşılabildiği bir toplumsal ruh ve zihniyet geliştirmek olmuştur. Konumuz olan sûre bu zihniyeti hazırlayan anlamlı tesbitler, öğütler, uyarılar ve müjdeler içermektedir. Sonuç olarak sûrede iki farklı karakter tipi ortaya konmakta; açıkça belirtilmemekle birlikte ifadenin genelinden kolayca anlaşıldığı üzere bunlardan ilki olan cömert ve özverili tip müslüman insanı, cimri ve bencil tip de inkârcıyı temsil etmektedir.

"Güzel karşılık" diye çevirdiğimiz 6. âyetteki hüsnâ kelimesini müfessirler "iman, kelime-i tevhid, en güzel din olan İslâm, namaz, oruç ve zekât, ibadetlerin güzel karşılığı" gibi anlamlarla açıklamışlardır (bk. Şevkânî, V, 530; Elmalılı, VIII, 5876). Bize göre hüsnâ kelimesi bu bağlamda inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk ilkeleriyle İslâm inanç ve uygulamaları bütününü ifade eder. 7. âyette geçen ve Allah'ın cömert kulu için kolaylaştıracağı bildirilen rahatlık ve mutluluk yolunu ifade etmek üzere "en kolay" anlamına gelen yüsrâ kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime "daha fazla iyilik yapma özelliği, erdemi" olarak da açıklanmıştır. Buna göre insan iyilik yapmaya çalıştıkça Allah da onda iyilik iradesini güçlendirir, iyilik yollarını kolaylaştırır ve sonunda cömertlik denilen güzel haslet onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği haline gelir.

Cimrilik edip kendisiyle yetinen, yani kendi gücüne ve elindekilere güvenip Allah'ın yardımına muhtaç olmadığını zanneden kişi için Allah'ın kolaylaştıracağı bildirilen zahmet yolu "en zor" anlamına gelen usrâ kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu sebeple cümle genellikle "Biz onu en zora hazırlarız" şeklinde anlaşılmıştır. Allah'ın kulunu zor olana hazırlamasından maksat da kulun, Allah ve resulünün gösterdiği yolu kabul etmeyerek yanlışlarda ısrar etmesi, bu sûre bağlamında ise cimriliğini sürdürmesi neticesinde Allah'ın ondan hidayet ve yardımını çekmesi, onu kendi haline bırakmasıdır. Bu ise insan için en büyük mahrumiyettir. Çünkü bu şekilde kendi başına kalan kul helâl haram demeden nefsânî arzularını tatmine çalışır; kötülük yapmak, günah işlemek ona kolay gelir, bunlardan zevk alır. Sonuçta cehennemi boylar; dünyada cimrilik edip biriktirmiş olduğu servetini orada fidye olarak verip cehennem azabından kurtulmak ister ama bu da mümkün olmaz.

Kitap indirmek ve peygamber göndermek suretiyle hidayet ve dalâlet yollarını, hayrı ve şerri açıklamak Allah'a aittir. Bir önceki sûrede açıkça belirtildiği üzere Allah insana duyu ve bilgi vasıtaları, akıl ve irade vermiş; hayrı şerden, hakkı bâtıldan ayırma imkânını bahşetmiştir. 13. âyette Allah Teâlâ hem dünya hem de âhiret hayatının kendisine ait olduğunu ifade buyurarak, her iki dünyanın kendi yönetiminde olduğunu belirtmekte, dolayısıyla her iki dünyanın iyilik ve güzelliklerini O'ndan istememiz gerektiğini ima etmektedir.

Yüce Allah kullarına doğru yolu göstermekle yetinmemiş, aynı zamanda yanlış yolda gitmenin sonucu olan cehenneme karşı da onları vahiy ve peygamberleri aracılığıyla uyarmıştır.

Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir'in bu yaptıklarını bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddiaya karşı cevap da olabilecek şu önemli husus dile getirilmektedir: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış hiçbir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir nimet elde etmek gerektiğini, karşılıksız iyilik yapılamayacağını düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah'ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de bir karşılık elde etmek için değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır.

"Takvâ ehli" diye çevirdiğimiz etkå kelimesinin kök anlamı, "büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak"tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur'an'da ağırlıklı olarak, "kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak" anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar "alev alev yanan ateş"e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından, razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.

Mustafa Şirin
Haberler.com - Güncel