Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Trakolog Prof.Dr. Engin Beksaç, Trakya'nın medeniyetler arasında binlerce yıllık bir köprü olduğunu ve yapılan arkeolojik çalışmaların bölgenin önemli bir arkeolojik mirasa sahip olduğunu gösterdiğini söyledi.
Beksaç, Edirne'nin Keşan ilçesinde Edirne Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği tarafından Keşan Şoförler ve Otomobilciler Odası Derviş Günday Eğitim Salonu'nda düzenlenen "Turizm ve Keşan" konulu konferansa katıldı. Beksaç, Atatürk'ün 1930'lu yıllarda başlattığı arkeolojik çalışmalarda Trakya'nın özelliğini kaybetmeyecek bir bölge olduğunun görüldüğünü belirtti.
Beksaç, şunları söyledi: "Ama Trakya önemli bir şansızlık yaşadı. Demirperde ve Yunanistan'la ülkemiz arasındaki çekişmeler sürecinde sınır sorunları nedeni ile arkeolojik ve tarihsel araştırmalar çok uzun müddet kapalı kaldı. 1980'li yıllarda bazı kişiler de Trakya ile ilgili çalışmalar yaptılar, ancak ellerindeki bilgileri paylaşmadılar. Son dönemde yapılan çalışmalar bize Trakya'da güçlü bir tarih ve arkeoloji mirası olduğunu gösteriyor. İstanbul sınırlarında Yarımburgaz Mağarası'nda yapılan çalışmalarda elde edilen buluntular günümüzden 750 bin yıl öncesine dayanıyor. Burada aletler ve insan dişleri bulundu. Bulgular Trakya'da insanların ne kadar eskiden beri yaşadığını gösteriyor."
Trakya'da Dikili taş olarak adlandırılan menhirlerin klasik anlamda, Roma ve Hrıstiyan anlayışıyla dikilmiş anıt mezarlarla karıştırıldğını da anlatan Beksaç, bunların İslami mezarlar olduğunu kaydederek şöyle devam etti: "Trakya'da çok önemli bir yanılgı var. Bazı kişilerin menhir diye uydurdukları bir terim var. Şunu özellikle belirtmek istiyorum. Trakya'da menhir yok. Bu menhir denen taşlar, Ortaçağ sürecinde buraya ilk kez gelen Türkmen gruplarının mezarlıklarından arta kalan taşlardır. Oysa menhir çok farklı bir şeydir. Menhir Avrupa'da özellikle tören alanlarında veya ayinlerin yapıldığı bölümlerde kullanılan taş dizileri veya tek olarak dikilen taşlardır. Trakya'da menhir terimini kullanan kişeler Çek asıllı Şkorpil kardeşlerdir. Bunlar gerçekleri çarpıtmışlardır."
Beksaç, Müslümanlık'ta taş dikme geleneği konusunda ise şunları söyledi: "Eskiden hacca giden sayısı çok azdı. Zengin ve hali vakti yerinde olanlar giderlerdi. Hacca gidip dönenler, kurban kesip yemek verdikten sonra, kendi adlarına köylerde taş dikerlerdi. Bu sadece Trakya'da Edirne'ye has bir gelenek. Trakya'nın kuzey doğu kesimlerinde böyle bir gelenek yok."
Prof. Dr. Beksaç, tarihte Edirne'de para basan üç merkezin de Enez, İpsala ve Edirne olduğunu sözlerine ekledi.