Tebrikleri kabul etmek ayrı bir keyif hatta bir gurur.
UEFA bizi Avrupa Futbol Şampiyonası üçüncüsü ilan etti.
Yarı finalde İspanya’dan üç gol yiyen Rusya’nın önünde olmamız gerekirdi ve de olduk. Özellikle Almanya maçı sonrası telefonlarım durmadan çaldı. Meslektaşlarım arayarak Türkiye’nin şov yaptığını ancak Almanya hak etmese de finale çıktığını ancak gönüllerde ki yüreklerde ki şampiyonun Türkiye olduğu itiraf ile beni kutladılar.
Ne güzel duygular. Oysa aynı meslektaşlarım birkaç gün önce bambaşka sorular sorarak beni canlı yayına alarak asabımı bozuyorlardı. Yok eşim Türkiye'ye girerken türban takacak mı? Yok ben yazlığımda içki içebilecek miyim?
AKP kapatılırsa AB ile ilişkiler kesilir mi? Fettullah Gülen ABD’den dönmesiyle birlikte ülkede İran benzeri İslami darbe olur mu? PKK’lılara af çıkar mı? Ha unutuyordum. Birde kene vakası var. Yeni moda. Turistler için Türkiye kene nedeniyle riskli mi? Bütün bu gibi abes sorulara soğukkanlılıkla yanıt vermek inanın o kadar zor ki! Ama işin içine spor ve futbol girince bambaşka bir hava esiyor.
İtalya’da hele kendi milli takımları elenince herkes “Turco” oldu Çizme’de. Bugün İtalyanlar Fatih Terim’in muhteşem dönüşünü konuşuyor. Arda’yı Tuncay’ı Sabri’yi tanıyor. Altıntop’u kıskanıyor. Semih’i Serie A da görmek istiyor.
İşte futbol böyle bir fenomen. Avrupa Futbol Şampiyonası düşü ile Türkiye’nin sorunları bir süre için unutuldu. Sağ olasınız çocuklar, sağ olasın İmparator. En azından bir süre bize nefes aldırdınız. “Ohhh be!” dedirttiniz.