Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı'nın
AK Parti'ye açtığı kapatma davasının iddianamesinde 'Vatana ihanet suçu' dışında hakkında dava açılamayan Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün iddianamedeki vasfının Dışişleri Bakanı olarak geçmesi dikkat çekiyor.
İstanbul Barosu'na bağlı Avukat Bahri Belen, iddianamenin hukuktan yoksun ve özensiz hazırlanmış olmasının bir göstergesi olarak değerlendirerek, bunun iddianamenin Gül'ün cumhurbaşkanı olmadan önce taslak olarak hazırlandığı ve bu özensizlik içinde düzeltilmeden dava açıldığı anlamına geldiğini söyledi.
Yargıtay Başsavcısı
Abdurrahman Yalçınkaya'nın
AK Parti hakkında açmış olduğu kapatma davası iddianamesinde siyaset yasağı istenen isimler arasında yer Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül de yer alıyor.
Ancak Başsavcı'nın iddianamesinde Gül'ün özgürlük demeçleri 'Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri' başlığı altında laikliğe odak suç unsurları olarak sıralanıyor.
Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin üzerinden yaklaşık 6 ay geçmesine rağmen hala başsavcı nezdinde dışişleri bakanı olarak anılması dikkat çekiyor.
'İDDİANAME TASLAĞI GÜL'ÜN CUMHURBAŞKANI SEÇİLMEDEN ÖNCE Mİ HAZIRLANDI?'
İstanbul Barosu'na bağlı Avukat Bahri Belen, iddianamede hakkında siyasi yasak istenen kişilerin arasına Cumhurbaşkanı Gül'ün isminin de geçmesini anlamakta zorluk çektiğini ifade ederek, Cumhurbaşkanlığı makamının ülkeyi temsil eden bir makam olduğu için siyasi bir yönün olmadığını söyledi.
Türkiye'de geçmişten bu yana siyasi partilerin kapatılmasının ülkeye bir faydasının olmadığını anlatan Belen, bu davayla birlikte Türkiye'nin darbeler, olağanüstü yargılamalar ve parti kapatmalar tarihinin tekerrür ettiğini vurguladı.
Demokrasilerde sadece çok aldığı için değil, hiç meclise girmeyen partilerin kapatılmasının doğru olmadığını anlatan Belen, 'Ancak Türkiye'de 2 kişiden birinin oyunu almış bir partiyi kapatmak ve davanın içinde meclisin çoğunluğunu oluşturan partinin içinde cumhurbaşkanlığına seçilen kişi hakkında siyasi yasak istemek demek Millet Meclis'i kapatmak anlamına gelir. İddianamenin çok düzensiz ve özensiz hazırlandığını gösteriyor. İddianamede yaklaşık 6 ay önce cumhurbaşkanlığı makamına gelen Gül'ün 'Dışişleri Bakanı' olarak anılması bu özensizliği ve gayri ciddiliği gösteriyor.' diye konuştu.
Belen, 'Bu durum, bize iddianame taslağının Gül'ün Cumhurbaşkanlığına seçilmeden önce hazırlanmış olduğu ve şimdi bu taslağın Gül'ün isminin geçtiği kısmının düzeltilmeden altı imzalanarak dava açıldığını gösteriyor. Cumhurbaşkanı hakkında şimdiye kadar böyle bir dava açıldığına şahit olmadık. Gül, AKP'nin eski milletvekili olabilir ancak Cumhurbaşkanı seçildikten sonra AKP ile bir bağlantısı kalmamıştır. Gül'ün makamı siyaset üstü bir makamdır. İddianamenin içeriğindeki diğer suçlamalar da iddianamenin gayri ciddi ve özensiz bir şekilde hazırlandığını anlamını taşıyor. İddianname hazırlanırken, şimdiye kadar kapatılan siyasi partilerle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin görüşleri dikkate alınmamış' dedi.
'BAŞSAVCININ GÖREVDEN ALINMA İSTEĞİ DOĞRU OLMAZ'
Şemdinli davasında olduğu gibi bir savcının görev yetkisini aştığı için yargılanması ve görevden alınmasını doğru bulmadığını dile getiren Belen,
Ferhat Sarıkaya'ya yönelik bir yanlış ve hukuki olmayan bir ihraç kararının tekrarlanmaması gerektiğini söyledi.
Belen, geçmişte yapılan yanlışları hiç kimsenin kabul etmediği gibi bu yanlışlığı yine başka bir yanlışla düzeltilemeyeceğini sözlerine ekledi.
DİYARBAKIR BARO BAŞKANI TANRIKULU: 'GÜL'ÜN İSMİ GEÇTİĞİ İÇİN İDDİANAMENİN İADE EDİLMESİ GEREKİR'
Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu ise, cezai sorumluluk dahi olmayan bir iddianameye ülkenin en tepesinde olan ve temsil noktasındaki Cumhurbaşkanı'nın adının bu iddianameye mevcut yasalara göre konulması görev yetkisinin aşımı olarak değerlendirdi. Tanrıkulu, Yargıtay Başsavcı'nın konumu itibariyle görev yetkisini aştığı gerekçesiyle hakkında Yüce Divan'da yargılanmasını gibi işlemlerin ancak Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun kararı ile olabileceğini kaydetti.
Sezgin Tanrıkulu, yapılması gereken şey iddianamenin diğer içeriğine bakılmaksızın sadece Cumhurbaşkanı'nın isminin konulması sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iade edilmesi gerektiğini söyledi.
Yargının en üst makamı tarafından hazırlanan iddianamelerin en azında hukukçuları tatmin etme özelliğini taşıması gerektiğini ifade eden Tanrıkulu, adalete olan güvenin sarsılmaması için iddianameye tereddütte yer vermeyecek delillerin konulması gerektiğini vurgulayarak, mevcut iddianamede bu özenin gösterilmediğini kaydetti.